Farkındalık

Acısız Başarı Mümkün mü?

%95’in Takıldığı Yerde %5 Neyi Farklı Yapıyor?

Hayatında hiç şunu hissettin mi?

 

“Çok çalışıyorum ama bir türlü olmuyor.”
“Sanki hep bir şeyler eksik.”
“Ne yaptığımı biliyorum ama neden yorulduğumu bilmiyorum.”

 

Eğer bu sorular sana tanıdık geliyorsa, yalnız değilsin.
Aslında çoğumuz aynı yerde takılıp kalıyoruz.

Ve bu bir tesadüf değil.

 

Yaklaşık 100 yıl önce, Napoleon Hill tam 20 yıl boyunca 16.000 insanı inceledi.
Sonuç şaşırtıcıydı ama bugün hâlâ geçerli:

 

İnsanların %95’i hayatında istediği başarıyı elde edemiyor.
Sadece %5’lik bir kesim hem istediklerini elde ediyor hem de bunu yaparken tükenmiyor.

Peki neden?

Zekâ mı?
Şans mı?
Daha çok çalışmak mı?

Hayır.

Yanlış yolun sonu

Sorun Çalışmamak Değil, Yanlış Yerden Çalışmak

Çoğumuz başarıyı şöyle hayal ediyoruz:

Daha çok çabalarsam…
Daha disiplinli olursam…
Kendimi biraz daha zorlarsam…

 

Ama garip bir şey oluyor.
Çaba arttıkça neşe azalıyor.
Zaman yetmemeye başlıyor.
Enerji düşüyor.

 

Ve bir noktada şu dört şey hayatın normali haline geliyor:

  • Odak kaybı
  • Azalan mutluluk
  • Sürekli zaman sıkıntısı
  • Bitmeyen yorgunluk

 

İşin ironik yanı şu:
Bunlar genelde başarıya en çok kafayı takan insanların yaşadığı şeyler.

Yani “doğru yolda” olduğunu düşünenler.

Dibe Vurmak

Bir Hikâye: Dibe Vurmak ve Garip Bir Dönüm Noktası

Bu yazının temelinde, süslü motivasyon cümleleri değil, oldukça sert bir hayat hikâyesi var.

Kırklı yaşlarında, borç içinde, yalnız…
Boş bir evde, yerde bir sünger yatakta uyuyan bir adam.

 

Arka arkaya gelen iflaslar.
Bitmeyen davalar.
İş kayıpları.

“Başarı” denilen şeyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir hayat.

Ve sonra…
Garip bir an.

 

Hayallerden bilinçli olarak vazgeçilen bir an.

İşte her şey tam da orada değişmeye başlıyor.

 

Ama sandığın gibi “pes edince gelen rahatlık” değil bu.
Bu, çok daha derin bir fark ediş.

 

Büyük Yalan: “İstersen Olur, Yeterince Zorlarsan”

Bize yıllarca şunu söylediler:

 

“İstiyorsan olur.”
“Yeterince çalışırsan başarırsın.”
“Günde 16 saat çalışmak normal.”

Ama kimse şunu sormadı:

 

Neden bazı insanlar daha az zorlanarak daha fazlasını elde ediyor?

Neden bazıları sanki doğru zamanda doğru yerde oluyor?
Neden bazı insanların hayatında “tesadüfler” hep işe yarıyor?

Burada devreye giren şey; motivasyon değil, disiplin değil, hatta hedef bile değil.

 

Burada devreye giren şey:
Bilinçaltının nasıl çalıştığını gerçekten anlamak.

Bilinç Altı bir mıknatıs gibi çalışır

Bilinçaltı Bir Mıknatıs Gibi Çalışır (Ama Sandığın Gibi Değil)

Şunu fark etmek sarsıcı olabilir:

 

Hayatına giren insanlar, fırsatlar ve engeller…
Çoğu zaman bilinçli kararlarının değil,
baskın düşüncelerinin ve hislerinin sonucudur.

 

Yani mesele “ne istediğin” değil.
Asıl mesele neye alışık olduğun.

 

İşte bu yüzden:

  • Bazıları ne isterse istesin hep aynı döngüyü yaşar
  • Bazıları ise “akıştaymış gibi” ilerler

 

Çünkü biri bilinçaltını farkında olmadan sabote eder,
diğeri ise onunla birlikte çalışır.

Başarıya giden 4 adım

Acısız Başarının Temeli: 4 Adım

Bu yazının ve devamındaki makalenin kalbinde şu iddia var:

Yüksek başarı, acı çekmek zorunda değildir.

Ve bunu mümkün kılan, karmaşık sistemler değil;

4 temel adım.

Bu adımlar şunları kapsar:

 

  1. Gerçekten ne istediğini netleştirmek (ama sandığın gibi değil)
  2. Özgüveni “gaz vererek” değil, kökten inşa etmek
  3. Zaman ve enerjiyi zorlayarak değil, açarak çoğaltmak
  4. Tüm süreci otomatik hale getirmek

 

Bu adımlar basit görünüyor.
Ama basit olması, yüzeysel olduğu anlamına gelmiyor.

Tam tersine…
Bu yüzden çalışıyor.

 

Asıl Soru Şu: Sen %95’te misin, %5’te mi?

Bu bir kişisel gelişim yazısı değil.
Bu bir ayna.

Ve o aynada şu soru var:

 

“Hayatım gerçekten benim istediğim yönde mi ilerliyor,
yoksa ben sadece çok mu yoruluyorum?”

 

Eğer bu soru sende bir şey kıpırdatıyorsa,
asıl yazı aşağıda seni bekliyor.

 

Çünkü belki de:
Başarıya bir adım daha yaklaşman gerekmiyor.

Belki de yanlış yerden bastığın gazı çekmen gerekiyordur.