YouTube, Substack ya da X’i (Twitter) şu anda aç.
Karşına, kariyer tavsiyesi kılığına girmiş acil durum sirenleri çıkacak.
- “Alt sınıftan kurtulmak için sadece iki yılın var!”
- “Önümüzdeki beş yıl hayatının geri kalanını belirleyecek!”
- “Yapay zekâ işini elinden alacak!”
İnsanların potansiyeline bir zaman çizelgesi koyuyorlar.
Bana göre bu, etkileşimi artırmak için tasarlanmış düpedüz korku pazarlaması.
Tarihten biraz haberi olan, okumuş herhangi biri şunu bilir:
İnsanlar inanılmaz derecede uyum sağlayıcı ve yaratıcıdır.
Her nesil insanları korkutan “hayatı değiştirecek teknolojilerle” karşılaşmıştır.
Ve her nesil buna uyum sağlamıştır.
Çoğu zaman panik yapmaya gerek yoktur.
Son on yılımı insanları gerçekten başarılı yapan mekanizmaları inceleyerek geçirdim.
Abartıyı bir kenara bıraktığınızda geriye, onlarca yıllık araştırmayla desteklenen temel ilkeler kalıyor.
Tahminim şu:
Bu kavramların çoğunu zaten biliyorsun.
Ama hızlı çözümler ya da yaklaşan felaketler vaat eden korku temelli içerik bombardımanı altında kalıyorlar.
Eğer sağlam, dayanıklı ve zamanla bileşik şekilde büyüyen bir hayat kurmak istiyorsan,
yapay zaman çizelgelerini unut.
Bunun yerine şu beş faktöre odaklan.
1) Öğrenilmiş İyimserlik
Araştırmacı: Martin Seligman
Bu kavram sık sık yanlış anlaşılır.
Öğrenilmiş iyimserlik, gerçekleri görmezden gelmek ya da körü körüne pozitif olmak değildir.
Hayat zordur ve her zaman pozitif olmak gerekmez.
Ama genel olarak iyimser bir bakış açısına sahip olmak sana ciddi avantaj sağlar.
Seligman’ın araştırmaları şunu gösterir:
Başına gelen olumsuzlukları kendine nasıl açıkladığın, dayanıklılığını belirler.
Kötü bir şey olduğunda bunu nasıl görüyorsun?
- Kalıcı mı? (“Bu asla düzelmeyecek.”)
- Her şeye yayılmış mı? (“Burada başarısız oldum, demek ki hayatımın tamamı başarısız.”)
- Kişisel mi? (“Bu benim suçum çünkü ben kusurluyum.”)
İyimserler, aksilikleri geçici, spesifik ve çoğu zaman durumsal olarak görür.
Sorunun çözülebilir olduğuna inandıkları için daha uzun süre devam ederler.
Yatırım, yazarlık ya da iş kurma gibi uzun vadeli oyunlarda,
en uzun süre dayanan kişi genellikle kazanır.
İyimserlik, sebat etmenin yakıtıdır.
2) Gelişim Odaklı Zihniyet
Araştırmacı: Carol Dweck
Bu kavram kurumsal dünyada klişe hâline geldi ama gücünü hafife almayalım.
Dweck’in çalışmasının özü şudur:
Asıl fark, başarısızlığı nasıl yorumladığında ortaya çıkar.
Çünkü dürüst olalım: Hepimiz başarısız oluruz.
“Sabit zihniyet”e sahip kişiler başarısızlığı kimliklerine yönelik bir saldırı gibi algılar:
“Sınavdan kaldım, demek ki aptalım.”
Bu da tekrar denemeyi fazlasıyla acı verici hâle getirir.
“Gelişim zihniyeti”ne sahip kişiler ise başarısızlığı ham veri olarak görür:
“Sınavdan kaldım, demek ki stratejim yanlıştı.”
Başarısızlık sadece bilgi olduğunda, onu kişisel algılamazsın.
Stratejini daha hızlı değiştirirsin.
Ve uzun vadede, geri bildirimi ne kadar hızlı entegre edip yön değiştirdiğin, başarının en güçlü göstergelerinden biridir.
3) Ertelenmiş Haz
Araştırmacı: Walter Mischel
Meşhur deneyi bilirsin:
Bir çocuğun önüne bir marshmallow koyulur.
15 dakika beklerse ikinciyi alacaktır.
Bekleyen çocukların ileriki yaşamlarında daha başarılı olduğu görülür.
Uzun süre bu sadece “irade gücü” olarak anlatıldı.
Ama sonradan yapılan araştırmalar önemli bir ayrıntı ekledi:
Sosyoekonomik koşullar kontrol edildiğinde bu etki zayıflar.
Eğer bir çocuk sözlerin tutulmadığı, istikrarsız bir ortamda büyüyorsa,
marshmallow’u hemen yemek irade eksikliği değil, rasyonel bir tercihtir.
Neden muhtemelen hiç gelmeyecek ikinci marshmallow’u beklesin?
Asıl belirleyici olan disiplin değil.
Ertelenmiş haz, geleceğin daha iyi olacağına dair güven duymaktır.
Başarı, bugünkü fedakârlıkların gelecekte ödüllendirileceğine inanmayı gerektirir.
Büyük ölçüde başarı,
bugün hoşuna gitmeyen şeyleri yapabilmektir ki
ileride hoşuna giden bir hayatın olsun.
Ama bunun için geleceğin gerçekten daha iyi olacağına inanman gerekir.
4) Amaçlı (Bilinçli) Pratik
Araştırmacı: Anders Ericsson
Bu, “hayat hilesi” kültürünün panzehiridir.
Ericsson’ın (sıkça yanlış aktarılan “10.000 saat kuralını” doğuran) araştırmaları şunu gösterir:
Uzmanlık yetenek meselesi değildir.
Sadece zaman harcamak da yeterli değildir.
Önemli olan, zayıf yönlerine odaklanan yapılandırılmış ve zorlayıcı pratiktir.
Amaçlı pratik, kuralları net ve geri bildirimi hızlı olan alanlarda en iyi çalışır:
satranç, müzik, yazılım gibi.
Eğer yaptığın şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu hemen bilmiyorsan,
pratik yapmıyorsun; sadece meşgul oluyorsun.
Kolay geliyorsa, gelişmiyorsundur.
Beceriler, geri bildirimin hızlı olduğu yerde gelişir.
Bu yüzden iddialı yazarlar yazılarını çevrimiçi paylaşır.
Anında geri bildirim alırlar: ya yazı görmezden gelinir ya da etki yaratır.
Geri bildirim ne kadar netse, gelişimin de o kadar hedefli olur.
5) Sosyal Sermaye
Araştırmacılar: Mark Granovetter, Robert Putnam
Kişisel gelişim yazıları bunu sıkça görmezden gelir.
Çünkü bu, tamamen bireysel olmayan tek faktördür.
Başarı sadece ne bildiğin ya da hangi alışkanlıklara sahip olduğun değildir.
Aynı zamanda ağından geçen bilgi ve fırsatların bir fonksiyonudur.
Granovetter’in “Zayıf Bağların Gücü” çalışması şunu kanıtladı:
En yakın arkadaşların genellikle seninle aynı bilgilere sahiptir.
Yeni işlerin, fikirlerin ve bakış açılarının büyük kısmı
zayıf bağlardan gelir: tanıdıklar, arkadaşların arkadaşları, hatta yabancılar.
Ağın, hayatındaki fırsatların büyük bir kaynağıdır.
Başarı matematik değildir
Bu beş faktöre bağlı kalırsan başarılı olur musun?
Bence evet.
Ama bu 1 + 1 = 2 kadar basit değil.
Yolda sapmalar olacak.
Başarısız olacaksın.
Bazen kaybedeceksin.
Bu normal.
Önemli olan bir sonraki seviyeye çıkabileceğine olan inancını kaybetmemek.
Araştırmalara bakarsan başarı,
bir yapay zekâ CEO’sunun koyduğu iki yıllık takvimle ilgili değildir.
Başarı, seni daha dengeli, değerli ve olgun bir insana dönüştüren özellikleri geliştirmektir.
Ve gerçekten düşünürsen,
olduğun kişi zaten asıl başarıdır.




