Farkındalık

Başkalarını Kopyalayan Bir Hayat

Kendi gerçekliğimizi yaratmaya geldiğimiz bu yaşam döngüsünde, kendimizi ifade edebileceğimiz, özgür (iradelerimizle) seçimlerimizle, saf potansiyelimizi ortaya çıkararak bu dünyaya hizmet etmeye geldik desem…

 

Bu potansiyelimizin ne olduğu ve nasıl keşfedeceğimiz konusunda ise bazı bilinmez şeyler kafamızı karıştıradursun, bu karışıklık; sistem dediğimiz, başkalarının hayatını model almayı ve özellikle UYUM göstermenin bir yaşam tarzımız olduğunu kesinlikle görebiliyoruz.

 

Uyumlu bir çocuk olmak, herkes için kabul edilebilir. Uyumsuz olduğumuzda, 5-6 adım önde gittiğimizde insanlar için bir hedef olabilir, arkada olursak da pısırığın, siliğin teki olarak damga yiyebiliriz.

 

Yaşımız ilerledikçe, bu dünyanın bizden beklentisiyle, bizim bu dünyaya vermek istediğimiz fark; işte, kendi olduğumuzu hissettiğimiz andır o fark.

 

Fakat kendimiz olmak istediğimizde tepkilerle karşılaştık ve bu gibi durumlara ya tepki verdik ya da sustuk, ama daha yüksek zirvelere çıkma konusunda şevkimizin azaldığını söyleyebilirim.

İtaat eden çocuk

Çaresizlik

Sen dostum, kabul edilebilmen için kendi içindeki çocuktan koparak, başkalarının hayatını kopyalamayı seçtin.

 

Kendi potansiyelini ortaya koyduğunda, kabuğunu kırmaya başladığında, ışığın parlamaya başladığında; yargılanacağını, suçlanacağını, kabul edilmeyeceğini, sevilmeyeceğini nereden bilebilirdin? Sen hatalıydın, kusurluydun, yanlıştın…

 

Başkalarıyla AYNI olman için, EŞSİZ olmamalıydın. Kendi yolunda bir adım attığında, orada olmaman için seni, “senin yerin burası” diye kolundan çekiştirip durdular.

 

“Hayır!” dedin. “Ben yolumdan gitmeliyim, bu dünyaya bir şeyler vermeliyim, bir fark yaratmalıyım, insanların hayatını daha çok zenginleştirmeliyim, onlara ‘hey, uyan artık’ demeliyim.” dedin.

 

Seni kimse dinlemedi, ciddiye almadı, anlamsız gözlerle sana bakıp “Bu ne diyor şimdi?” deyip alay ettiler. Çünkü senin bir hayalin vardı ve onu gerçekleştirme inancın vardı ve onu gerçekleştirmek için kendin olmayı seçtiğinde, sen onları KORKUTTUN.

 

Kendin olduğun zaman, onları tek başlarına bırakmandan korktular ve bu kişiler en sevdiğin insanlardı. Onlara direndin, karşı çıktın, fakat yetmedi, suçlandın, sende yanlış bir şeyler vardı, sen farklıydın dostum.

 

Sen, sen olmalıydın, ama hayır, sen onlar gibi olmalıydın bu hayatta, onlar gibi giyinmeli, düşünmeli ve hareket etmeliydin. İşte o zaman sevilmeyi hak ediyor, kabul ediliyor olacaktın. Niye bu hayat bana karşı çıkıyor, beni DESTEKLEMİYOR, diye kendine sordun.

Evden Kaçan Çocuk

Kendine Acımak

Sana, çaresiz gözlerle bakıyorlardı. Sen, bu hayatta bir fark yaratamazdın, hayır; yaratmamalıydın. Çünkü sen özgür olacaktın, onlar eski düzenine devam edeceklerdi, çünkü onlar eski alışkanlıklarını bırakmaktan korkuyorlardı. Senin değişimin, onların düzenini sarsacaktı. Değişim onlara canavar gibi görünüyordu.

 

Sen dostum, onlar için bir değişimdin. Sen değiştikçe, onlar korkmaya ve seni kendileri gibi yapmaya daha çok istekli oluyorlardı. Sen, sevgili dostum, sen, bunlara kimi zaman boyun eğmek zorunda kaldın, onları kışkırttın, çünkü sen de bir müddet sonra onlar gibi düşünmeye ve inanmaya başlayacağını bilmiyordun.

“Acaba bende mi sorun var?” diye kendinden şüphe ettin.

 

Tek bir isteğin vardı: O da SEVGİLERİNİ ALABİLMEKTİ. Onların sevgisini alabilmen için tek yapman gereken, kendini onların istediği gibi bir insan hâline getirmekti.

 

Sen, olduğun gibi olmamalıydın, bizlere benzemeliydin. Çoğu zaman zor anlarında pek yanında olmadılar; hissettiğin duyguları paylaşmak istedin ve sen kendi hayatını yönetme konusunda hiçbir şeyi bilmiyordun; onlar senin hayatın konusunda tüm bilgilere sahiptiler.

 

Sende bir yanlışlık vardı. Hep yanlış yollara saptığını söylediler; sana doğru yolu göstermek istediler. Kafaları o kadar yapmakla meşguldü ki seni bir kere bile dinleyecek zamanları yoktu. Çünkü sen yanlış yapıyordun, sendin bütün bu hayatının suçlusu.

 

Ya onları dinleyecektin ya da her şeyi yakıp kendi yolunu bulacaktın. Offf ne zor seçimlerdi bunlar.

 

Evlenmek istemiyordun, okumak istemiyordun, böyle arkadaşlara, dostlara sahip olmak da istemiyordun, böyle şehirde yaşamak da istemiyordun, böyle düşünmek, davranmak da istemiyordun, ama nedense bu hayatın içinde kendini yaşar buldun; sen kaybolmuştun. Bunları gördün, deneyimledin ve her şeyden kaçmak, kurtulmak istedin.

 

Fırsatını bulmuştun ama yine de bir tarafın yanlış yaptığın konusunda seni uyardı, suçladı; kendi başına ne yapabilirdin ki zaten. Temel ihtiyaçlarını karşılamak için para kazanmak zorundaydın, yalnızlığını kapatacak bir eş bulmak zorundaydın, başkalarının yaşamına özenip onlar gibi iyi bir statü ve paraya sahip olmak zorundaydın.

Para ve Güç

BAŞARI VE GÜÇ (PARA)

Çünkü bunları yapmadığında, hayatında bir eksiklik hissedecektin ve bu eksiklik, hayatında senin en büyük DEĞERİN olacaktı;

BAŞARI VE GÜÇ (PARA). Kendi içindeki boşluğunu, tüm o maddesel şeylerle; televizyonla, PlayStation’la, bilgisayarla, özellikle hiç elinden düşürmediğin sevgili kankan telefonunla kapatmaya başladın.

 

Düşünmek artık seni rahatsız etmeye başladı. Ama bunlar da yetmedi ve her defasında kendini aldattın, eşinle veya çocuğunla bir on dakika tüm benliğinle onların yanında olamadın veya olmak istemedin. Onları dinlemek, hayatında telefonun gibi sıradanlaşmıştı.

 

Artık neyin değişmesini, neyin önemli olduğunu unuttun. Evet, unuttun. Hayatın diğerleri gibi değersizleşti. Sen artık onlar gibi bir insan oldun; başkalaşmış kişi oldun. Bu sisteme, kendinden başka herkese hizmet etmeye hoş geldin sevgili dostum, hoş geldin.

 

Para için, hayatta kalmak için sen köle olmaya başladın bir kere. Sen artık değişim istiyordun. Para kazanamadan ne yapabilirdin ki? Tek MOTİVE KAYNAĞIN, PARA olmuştu. Sıkıldın bu hayattan; aynı şeyleri yapıyor ama bir taraftan da değişim istiyordun.

 

Hem her şeyin aynı kalmasını hem de değişmesini istiyordun; ne kadar ironik bir şeydi bu senin için.

 

Bu değişim sen olmayıp, maddesel değişimlere odaklandın. Artık kiradan kurtulup kendi evin ve daha lüks bir araban olmalıydı. Bu, en azından içindeki o masum, bağıran çocuğu duymayı engelliyordu. İçindeki o çocuk, yaratıcı güç, hep senin yanındaydı ama sen kendini ondan koparmayı başardın.

 

Belki de öyle sandın. Kendine senin için boş bir zaferden ibaret olan hedeflere koştun. Neyi elde ettin? Başkalarının hayatlarını yaşamayı mı? Daha iyi bir insan, daha başarılı bir insan, daha zeki, daha çok sertifika sahibi olacak bir insan ve daha çok köle gibi çalışan olmayı seçtin.

 

Bir gün zirveye çıkıp, bu insanlara kim olduğunu göstermeyi istiyordun. Gece gündüz deliler gibi kendini parçalayıp ailenden uzak, ofis köşelerinde kendini yiyip bitirdin. Artık sen önemli biri olmalı ve tanınmalıydın. Bu yola baş koydun. İyi bir ev alman için daha çok çalışıp, daha fazla kredi çekip, bankalara borçlandın. Ailenle kavgaların artmaya, çocuklarını suistimal etmeye başladın. Ama artık senin için neyin önemli olduğunu biliyordun: BAŞARI ve GÜÇ (PARA)

 

Sen bu olmuştun. O, ilk doğan saf çocuk, yerini paraya ve başarıya dikmişti gözünü. Ondan başka gözün hiçbir şey görmüyordu.

 

Sevgiyi ve mutluluğu elde etmek için haricî ödüllere diktin gözünü. Senin kendini kanıtlama zamanındı bu an. Her hafta sonu çalışıp, gecelerin gündüz olmuştu artık.

 

Sen kim olduğunu unutmuş, yerini egonun pençesine bırakmış bir varlığa dönüşmüştün artık.

 

Bunları niçin yapıyordun? Eşine, etrafına bir şey olduğunu kanıtlamak için mi? Hayır! Belki de evet. “Ne olur bir kere sesimi duy.” diyordu o içindeki çocuk.

içindeki o masum çocuğu da her defasında reddettin

İçimdeki Çocuğu Reddettim

Ama sen, başkaları tarafından reddedildiğin gibi, içindeki o masum çocuğu da her defasında reddettin, görmezden geldin, umursamadın onu ve KENDİNE, GERÇEKLERİ İTİRAF ETMEYE KORKTUN.

 

Ta ki her şeyini kaybedinceye kadar onun sesini duyacaktın bir gün. O sana karşı değildi, sadece bu dünyayı daha iyi hâle getirmek için sana sesleniyordu. Çünkü sen eşsiz biriydin. Ve potansiyelini ortaya koyman için seni destekliyordu. Ama sen ne yaptın? İçindeki çocuğu terk edip, dış dünyanın ödüllerine koştun.

 

Uyumlu olmayı seçtin.

Orada huzur, mutluluk olduğunu varsaydın.

 

Her gün işine gidiyor, kendine bile harcamadığın onca parayı, başkaları için harcıyor, oraya buraya savuruyor, elinde sadece boş tatmin dolu bir duyguyla baş başa kalıyordun.

 

Ne içindi bunlar?

 

Sen aile babası-annesi, varlıklı, çalışkan, yapıcı biriydin. Bunlar mı seni tatmin ediyordu?

 

Böyle olsaydı tüm zengin insanlar daha mutlu olmaz mıydı? Az para yetmiyor diye üzülüyor, kaygılanıyorsun.

 

Çok para kazanmaya başlayınca da kazandığın paralarının gitmesinden kaygılanmaya başlıyorsun.

Anlayacağın sen de ben de neyin bizi tatmin ettiğini bir anlasak ne mutlu olurduk değil mi?

 

Bunları fark ettin, ama arkana baktığında koca bir ömrün bu sistemin sana dayattığı sürüde kal oyununu oynadın; mücadele içinde geçtiğini ve kayda değer bir şey yaratmadığını gördün.

 

Geçmiş olsun.

 

Artık bu yaşında ne yapacağını daha iyi biliyor ama bunları yapacak enerjinin tükendiğini görmen seni daha da üzüyordur eminim;

PİŞMANLIK da bunlardan biri… Peki, hayatta kalmak için bu kadar çalış-tırıl-mamız niye?

 

Köle olan bir sistem içinden çıkmak senin elinde biraz cesaret küçük çocuğum biraz cesaret…